28 Mart 2012 Çarşamba

Gider, Gider, Giderim


1 aydan kısa bir süre geçti biliyorum ama bana yine yol gözüktü. Bu sefer çok uzaklara gitmiyorum. Bizim gibi Akdeniz'e kıyısı olan, tarihi, iklimi bize yakın ama bir o kadar da farklı, uzun zaman evvel sempati beslemeye başladığım bir yere, İber Yarımadası'na, yani Endülüs'e gidiyorum. Madrid'ten başlayıp şehir şehir gezeceğim. Gezim 8 gün sürecek. Umarım güzel bir gezi olur. Gezip gördüklerimi, koklayıp tattıklarımı, hissettiklerimi yine elimden geldiğince, dilimin döndüğünce paylaşmaya çalışacağım. Bana şans dileyin. :)


27 Mart 2012 Salı

Gyeongbokgung Sarayı


Yazdım da yazdım. Sarayları es geçmek olmazdı. En sona bıraktım ama mutlaka yazmalıydım.
Kore'de uyandığım ilk sabah güz bacıtın yönlendirmesiyle Gyeongbokgung'u gezmeye gittik. Ulaşımın en kolay olduğu saray bu olmalı. Direk şehrin ortasında. Metronun aynı adlı istasyonunun 5 nolu çıkışından çıkıverip kendinizi sarayın kapısında buluveriyorsunuz. Çok şükür ilk günümüzde şahane bir hava vardı. Sabah güneşi altında Gyeongbokgung'u görünce "Vay be! Boşuna gelmemişim buraya kadar." dedim. :)
Gyeongbokgung, Seul'daki en büyük saraylardan da biri. Daha sonra Jeju'da Soingook'ta adını bile duymadığım birtakım devasa saray maketleri gördümse de nerede olduklarına dair hala bir fikrim yok. Gerçi Soingook'a güven olmaz. Gerçeklerini gördüğüm birçok yapıyı orada tanıyamadım altta isimleri yazmasa ne bu diyecektim. Neyse konuyu dağıtmadan saraya döneyim.


Büyük bir alanına serpiştirilmiş çok da büyük olmayan ve hemen hemen birbirinin aynısı olan binalardan oluşuyor. 3000 Won'a içeri giriyorsunuz. İngilizce rehber de varmış ama biz rast gelmedik. 1395 yılında inşa edilen Gyeongbokgung, Joseon Hanedanlığı'nın ana sarayı olmakla birlikte "Kuzey Sarayı" olarak da bilinmekte imiş. Uzakdoğu tipi dış mimarisi çok ilgi çekici. Bu tip çatıyı görmesem Amerika'da falan sanabilirdim kendimi. Keza Seul, gökdelenleri ile mükemmel bir şehir aynı zamanda.

Taht odası
Ahşapları gördüğünüz gibi çeşitli renkler ve motifler kullanarak boyamışlar. Daha önce de yazdığım gibi tamamen doğal boyalarmış ve hiç restore edilmemiş. Yani bin yıldır renklerini muhafaza ediyorlar. Gerçekten estetik bir görüntü ama bu kahverengi ve yeşil sevdası nedir anlamıyorum. Doğayı seven insanlar olduklarından zahar. Saraylar dışarıdan bakınca çok afilliler lakin içleri için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Taht odası haricinde bütün binaların içi boştu. Sadece ahşap bir zemin ve kağıt kaplı duvarlar... Hepsi o kadar. Zaten adamlar yere oturuyor. Üç beş kitap okuma sehpası, bir iki dolap haricinde mobilyaları da yok. Adamlar ahşap ustası ama mobilyaya ihtiyaç duymamış kralları bile. Ama bizde öyle mi? Osmanlı iyi kaldırmış ganimeti. Bizim memlekette salonlara konulan süslü büfeler, oymalı zigon sehpalar 1000 yıl önceden kalma olabilir.

Çalışma odası
Şekilde gördüğünüz gibi odaların içi gayet sade. Her binanın penceresine toplaşan kalabalıkla birlikte kafanızı uzatıp bakıyorsunuz ama maalesef hiçbir şey göremiyorsunuz. Koreliler tarihlerine oldukça önem veriyor sanırım. Çünkü hangi tarihi mekana hangi gün gidersek gidelim ortalık Korelilerden geçilmiyordu. Hatta rehber eşliğinde geziyorlardı. Bir gün Türkiye'de tarihi bir yere gidip rehber dinlemişliğim yoktur. Ortalıktaki tek yabancılar olduğumuzdan sanırım iki şirin ortaokullu kız yanımıza gelip birkaç soru sormak istedi. Ellerindeki blok notlara yazdıkları İngilizce soruları sordular. Soruların anlamlarını bile tam bilmediklerinden eminim. Çünkü verdiğim cevaplara "Aaa! Ooo!" diye tepki vermelerine rağmen benim sorular karşısında bakakaldılar. :D Bazı şeyleri peşin anlatmama rağmen bir daha sordular. Ama çok şekerlerdi orası kesin. :D

Maymunlar
İçleri boş da olsa saraylar görkemli. Kenarda köşede şirin taştan hayvan heykelleri var. Sarayın kapısında rengarenk kıyafetleri ve takma bıyıklarıyla saray muhafızları bekliyor. Ayrıca saat başı bayrak değişim töreni yapılıyormuş, ona da denk gelemedik ama askerleri yürüyüş yaparken yakaladık. Kısa bir video çektim, yaptıkları müzik çok hoş.

video

Saray çok büyük bir alana inşa edildiğinden ve bütün binalar birbirine benzediğinden hepsini gezdim mi gezmedim mi bilmiyorum. Kapının girişinden İngilizce broşür almayı unutmayın. Yoksa benim gibi şuursuzca gezersiniz. Broşürü kapıdan çıkarken keşfettim maalesef. İlk gittiğimiz yer diye acemiliğimize geldi. :P

Kral Sejong
Sarayın ön kapısından Gwanghwamun meydanına çıkıp Kral Sejong heykelini görebilirsiniz. Bir de denizci general heykeli var az ilerisinde. Kenarında biraz dinlenip geleni geçeni izledim. Mevsim kış diye soğuk soğuk esiyordu ama yaz aylarında giderseniz daha enteresan sulu fıskiyeli atraksiyonlar varmış. Ayrıca saraya yürüme mesafesinde bulunan National Folk Museum of Korea'yı da ziyaret edin çok sempatik şeyler var. Çok görülesi.

National Folk Museum of Korea

24 Mart 2012 Cumartesi

Bir Jeju Hatırası -3-

Dolharubang
Jeju yazımın son bölümüne geldik. Kapak fotoğrafı olarak bu sefer Jeju adasının simgesi Dolharubang'ı seçtim. Dolharubang'ın anlamı "Taş Dede" imiş. Koca burunlu, patlak gözlü bir dede heykeli. Jeju'da gezerken adım başı bu heykele rastlayacaksınız.
En son Pasific Land'e gitmiştik. Oradan devam edeceğim. Pasific Land'dan sonraki durağımız Teddy Bear Museum oldu.

Goong dizisinin meşhur ayıcıkları
Bu pek sevimli müze, dramalardan aşina olduklarımız da dahil binbir çeşit ayıcığıyla görülmeye değer bir yer. Bu müzede birçok tarihi olayın ve mekanın (Hongkong caddesi, Disneyland, Aya ilk ayak basılışı, Kore Savaşı, Titanik Faciası, Berlin Duvarı'nın yıkılışı vb.) ayılarla canlandırılmasını ve ünlü şahsiyetlerin ayı formlarını (Charlie Chaplin, Marilyn Monroe, Elvis Presley, Ghandi vs.) görebilirsiniz.

Berlin Duvarı'nın yıkılışı
Müze iç ve dış kısım olmak üzere ikiye ayrılıyor. Binanın içi 3 katlı. Ayrıca sadece Elvis'e ve çevreci ayılara ayrılmış iki asma katı var. İç kısımda bahsettiğim ayılarla (çoğu camekan içinde gerçi), dış kısımda da insan boyutundaki ayılarla (bunlara sarılabilir, üstlerine bile çıkabilirsiniz) fotoğraf çekilebilirsiniz.


Ayı müzesinden sonraki durağımız Camellia Hill idi. Burası oldukça büyük bir botanik bahçeydi. İçinde envai çeşit ot, ağaç, çiçek mevcut. Özellik adı üstünde kamelya çiçeğinden bolca var. Bahçeyi beğeniyle gezdik ama keşke mevsim bahar olsaydı diye hayıflanıp durduk. Çünkü çiçeklerin bir çoğu kış olduğu için açmamıştı. Tabii baharda çiçekleri görmek isterseniz uçak biletini iki katı fiyata almaya hazırlansanız iyi olur.




Güzel bahçede hızlı bir tur atıp Soingook Miniature Theme Park'a doğru yollandık. Hatta yolda ilginç bir şey oldu. Şoför amca aniden durdu. "Neden durdu?" diye etrafa şaşkın şaşkın bakınırken, bize parmağıyla ormana kaçan bir geyik gösterdi. Geyik birkaç saniye durdu. Bu sayede onu daha net görebildik. Sonra seke seke uzaklaştı. Çok tatlı bir şeydi. Şoför amca gene çok şanslı olduğumuzu söyledi. Sonradan öğrendim ki Jeju'nun geyiği de ünlüymüş. Sırf onları gözetlemeye gidenler varmış ama görmesi bayağı zormuş. Gerçekten şanslıymışız. :D

Soingook, Miniatürk gibi bir açık hava müzesi. Burada dünyaca ünlü yerlerin ve tarihi eserlerin minyatür maketleri bulunmakta. Giriş ücreti 9000 Won. En fazla fotoğrafı burada çektim sanırım. Miniatürk'ü de görmediğim için bana bayağı ilginç geldi doğrusu. Fotoğraf çekilirken çok eğlendim. Genelde Kore eserleri ve sarayları mevcut. Onun dışında bütün ülkelerin ünlü bir yapısı ya da eseri vardı ama Türkiye'den tek bir şey yoktu. Gözlerim bir Ayasofya, bir Blue Mosque aradıysa da beyhude. Ne yazık ki yoktu. Üzülebiliriz hep beraber.

Soingook Theme Park
Buradan sonra ise Jeju'daki en ilginç şeyi gördük. Şoför amca "Gitmek ister misiniz?" diye sorduğunda, "Sizce gitmeli miyiz?" dedim. Gene "Hayatınız boyunca unutamayacağını bir deneyim olacak." gibisinden bir şeyler söyleyince, "Gidelim o zaman." dedim. Bu sefer kesinlikle haklı çıktı amcam. Yanisi usta rehberimizin (?) tavsiyesiyle Jeju Circus World'e gittik.

video

Gösteriyi ağzım açık izlediğim için maalesef ne bir fotoğraf ne de bir video çekebildim. Sadece 22 saniyelik kısa bir video çektim. Onu ekliyorum. Çekemediğim için biraz anlatayım. Circus World, bir Çin sirki. Çinlilerin bu konuda ne kadar iyi oldukları malum. Dünya gözüyle görebildiğime seviniyorum. Sirk her yaş grubundan üyeler barındırıyor. Küçük kızlar ve erkekler harika akrobasi gösterileri sergiliyorlar. Yaklaşık 50 dakikalık gösteri boyunca hiç sıkılmıyorsunuz. Ama en enteresanı gösterinin finaliydi. Tamamı kızlardan oluşan bir grup motosiklet sürücüsü bir oda büyüklüğündeki daire şeklinde bir kafese giriyorlar ve hızla motosiklet sürüyorlar. Tabii ki birbirlerine çarpmadan. Zaten çarpsalar et ve organ parçalarının ortalığa saçılması kaçınılmaz. (Tamam biliyorum, çok iğrencim.) O kadar hızlılar ki bir süre sonra sadece bulanık renkler görüyorsunuz. Işığı kapatıp motorsikletlerin farlarıyla şekil bile yapıyorlar. İçeriye 7 motosikletli girmesine rağmen hepsi tek parça halinde çıktı. Gerçekten akıllara durgunluk veren bir gösteri. Gözünüzde az da olsa canlandırabilmeniz için netten bulduğum bir fotoğrafı ekliyorum.


Circus World'den şaşkınlık içinde ayrıldık ve şoför amcaya "Hakkınız varmış." dedik. Sevindi gariban. Gariban uymadı gerçi verdiğimiz ücretten sonra kışı rahat geçirmiştir herhalde. :P
Bu durağın ardından da Glass Castle'a gittik. Burası da oldukça güzel bir yerdi. Glass Castle bir cam müzesi. İçindeki her şey camdan. Gezmesi çok keyifli bir yer. Işıl ışıl cam eserlerden gözlerimi alamadım. Adamlar yapmış.

Glass Castle girişinde bayrağımızı görünce hemen çekizledim.


Müzedeki ottan çiçeğe, duvardan koltuğa her şey camdan. Hepsi sanat eseri gibi. Türk cam sanatının harikası çeşm-i bülbül dahil her ülkeden çeşitli eserler mevcut. Satılan hediyelikler de çok güzel. Kendinize hoş takılar ve süs eşyaları alabilirsiniz ya da benim gibi çikolata alabilirsiniz. Jeju çikolatası çok ünlü. Hemen hemen bütün turistik yerlerde vardı ama ben buradan aldım. Kaktüslü ve Jeju'nun ünlü portakalı Hallabong aromalılar güzel. Birini tercih edebilirsiniz. Tatlarına mutlaka bakın. Aklıma gelmişken Jeju'nun ünlü bir portakal çayı var. Adı Yuca. Sadece Jeju'da yetişiyormuş. Onu da denedik ama ısıtılmış portakal şurubu gibi tadı vardı. Bir Akdenizli olarak ilgimi çekemedi maalesef. :D


Bu mekandan sonra son durağımıza yollandık: Spirited Garden. Girer girmez kapıda ve broşürlerde turunculu bir amca göreceksiniz. Bahçeyi düzenleyen zatmış kendisi. Bu bahçeyi tek başına yapmış ve çok ünlenmiş. 1995'te Çin başbakanı ziyaret etmiş burayı. Giriş ücreti 9000 Won. İyi yürekli şoförümüz bize indirip yaptırttı, biz 7000 Won ödedik. :D




Güzel bir bahçeydi ama burası da bahar olmayışından ötürü biraz soluktu haliyle. Burada kaktüs macunu yedik. Hiç şeker katılmadan üretilmiş bir macunmuş. Güzel bir şeydi ama dişe yapışıp diş çürütmesi muhtemel.
Burayı da gezdikten sonra otelimize, pardon pansiyonumuza döndük. Güzel bir gezi oldu. Kısa kaldığımız için fazla yer göremedik ama Jeju'da her yeri görmek isteseniz 1 ay kadar falan kalmanız lazım. Adım başı bir sahil, adım başı bir müze, adım başı bir aktivite var. Koreliler adaya çok yatırım yapmış. İşi sadece doğal güzelliklere bırakmamışlar. Eski bir tarihi olmamasına rağmen ilginç mekanlarla adayı gezilesi hale getirmişler.
Vaktiniz çoksa uzun süre kalın Jeju'da. Gezecek yer çok çünkü.

Not: Yazımı Hatice'den gelen yoğun istek üzerine hemen yazdım. :D İyi okumalar dilerim. :D

21 Mart 2012 Çarşamba

Bir Jeju Hatırası -2-


Geçen sefer sadece şelaleden bahsederek sizi fitil ettiğimin farkındayım ama Jeju maceramı öyle bir yazı ile sınırlandırmak büyük haksızlık olacaktı. Kaldığım yerden devam ediyorum.
Şelaleyi gezdikten sonra Batı Jeju'nun yani Seogwipo'nun en önemli oluşumlarından birini görmeye gittik: Oedolgae.

Oedolgae
Bu sevimli (?) kayalık tamamen volkanik bir oluşum olmakla birlikte adını bir efsaneden almaktaymış. Beomsum adacığında konuşlanmış olan Moğol askerleri, kayayı büyük bir ordu birliği sanıp korkmuşlar. Hatta o kadar korkmuşlar ki hepsi intihar etmiş. Özetle böyle, ama çok saçma geldi. Moğol askerlerinde zeka geriliği vardı herhalde ya da efsaneyi uyduran arkadaş şizofren falandı.


Kayalığın hemen ilerisindeki büyük alan (bakınız yukarıdaki resim) ve etrafındaki bölge ünlü dizi Dae Jang Geum'un çekim setlerinden biriymiş. Resim çekilmek için adım başı bulunan kartonetlerden birinin arkasına geçip "Saraydaki Mücevher" olabilirsiniz.


Anne Kaya'sının (Sevgili taksici-rehber amca böyle bir şey söyledi anne kaya diyorlarmış bu kayaya ya da tuhaf aksanından ötürü ben yanlış anladım diyicem ama "mother rock"ın fazla alternatifi yoktur herhalde.) etrafındaki bölgeyi güzelce turladıktan sonra sıradaki durağımıza, World Seashell Museum'a yollandık.


Kişi başı 6000 won ödeyip müzeye giriyorsunuz. Müzeye girer girmez saçsız, otantik giyinmiş, İngilizcesi gayet düzgün (pek rastlanan bir şey değil) ve güleryüzlü bir adam sizi karşılıyor. Bu bey size küçük inci bir küpe hediye ediyor. Müzenin en hoşuma giden kısmı buydu. :P Sırf o küpe için bile gidilir. Gerçek olduğunu düşündüğüm çok sevimli ve güzel bir küpe. Oralarda inci çok ucuz olduğundan hediye edilebiliyor. Benim gibi zevkle takabilir, kız arkadaşınıza ya da annenize hediye edebilirsiniz.
Müzede envai çeşit deniz kabuğu var. Renk renk, şekil şekil deniz kabuklarına ve deniz kabuklarından oluşturulmuş estetik aranjmanlara bakmaktan gözünüz yoruluyor. Müze üç katlı. Deniz kabuğuna doyuyorsunuz.


Üsteki resimde, ortadaki kavanozun içindeki kabuklar dünyadaki en küçük deniz kabuklarıymış ve sadece Jeju'da çıkıyormuş. Ayrıca müzedeki her deniz kabuğunun rengi kendi orijinal rengiymiş. Hiç boya kullanılmamış.



Bu resimdeki de dünyanın en pahalı deniz kabuklarından biriymiş. 2500 dolar demişti sanırım karizmatik abi.
Bunların dışında müzenin üst katlarından birinde bir odanın içinde popo şeklinde bir taşı yüksek bir yere koymuşlardı ve yerlerde bir sürü bozuk para vardı. Resmini koymaya gerek duymuyorum. Bildiğiniz popo işte. Popo taşından ne gibi bir dilek dilenir anlayamadığımdan oradan sessizce uzaklaştım. Aklımda abiye manasını sormak vardı ama unuttum sonra. Yaşlılık işte, zor zanaat.

Pasific Land'den bir kare: Maymunlar
Deniz kabuğu müzesinin ardından, sevgili şoförümüz bizi Pasific Land'e götürmeyi teklif etti. Nasıl bir şey olduğunu sorduğumuzda: "İn case, you remember during all life." gibi bir şeyler söyledi. Cümleden "Güzel bir şey olsa gerek." çıkarımını yaptıktan sonra, "Let's go!" dedim. Zaten varmamız beş dakika sürmedi. Bazı bazı adamın bizi bilerek uzak yerlere götürmediğinden şüphe etmedim değil ama el mahkum olunca insan sesini çıkaramıyor maalesef. Giriş ücreti 12000 won. Biraz pahalı ama değer mi, değer!
Pasifik Land dediğimiz yerin olayı gösteri yapan maymun kardeşler, deniz aslanları ve yunuslar. Yalnız o maymunların bir-iki tanesinin benden zeki olduğundan çok pis şüpheleniyorum.

Deniz aslanı: "Ay çok şekeeer!" :D
Maymunların gösterisinin arkasından şeker topağı olan deniz aslanları çıkıyor. Hem yetenekli, hem çok sevimliler. Gösteriden önce seyircilerden birkaç kişi seçip fotoğraf çekilmelerine izin verdiler. Tabii ki çocukları seçiyorlar. Kazık kadarlığımdan utanmasam ben de el kaldıracaktım, ciddi ciddi düşündüm bunu. :P Aslanların arkasından yunuslar sahneye çıkıyor. Bir balık için bin takla atıyor garibanlar. Sonra da eğitmenleriyle birlikte bir şov sergiliyorlar. Size yunusların gösterisinden çektiğim minik bir kısmı sunmak istiyorum.

video

Jeju yazı dizimin ikinci kısmını burada tamamlıyorum. Biraz kısa kestiğimin farkındayım ama yazmak cidden yorucu iş. :P Kore yazılarımı Endülüs'e gitmeden tamamlamak istiyorum. Oradan da çok malzeme çıkacağından eminim. :P Bu yüzden arayı açmayacağım. Çok yakında görüşmek üzere. :)

19 Mart 2012 Pazartesi

Seul'da Birkaç Gece


"Seul'da 1001 Gece" diye başlık atmak isterdim ama sadece 11 gece kaldığım için böyle bir yazıyı maalesef ki yazamıyorum. Oradayken hiç dönmeyeceğim sanıyordum ama özledim mi ne şimdiden. :/

Gecelerin bendeki yeri ayrıdır. Güneş ışığını, yağmuru, bulutu da severim ama geceyi ve yıldızları başka severim. Gündüz gezmektense gece gezmeyi tercih ederim. Bu yüzden bence Seul da geceleri şahane görünüyor. Çoğu gece buz gibiydi ama çok güzeldi.

Ssamziegil
Insadong'a gece gitmiştik. Pek popüler küçük pasaj Ssamziegil, ışıklandırmalarıyla çok güzeldi. Döne döne merdivenleri çıkarken hem aşağıdan yukarıya, hem yukarıdan aşağıya insanları ve dükkanları seyretmesi çok zevkli. Civardan enteresan şeyler de alabilirsiniz. Insadong'da dükkan çeşitliliği çok fazla ama çok ucuz olduğunu söyleyemem. Bu yüzden çok ilginizi çeken şeyler haricinde pek alışveriş yapmayın bence.

Cheonggyecheon
Gwanghwamun meydanı ve civarı da ışıklı halleriyle çok hoş. Gündüz gördüğünüz heykelleri bir de spot ışıklar altında görmeye gidebilirsiniz. Ayrıca yukarıda gördüğünüz minyatür şelalede sevgilinizi de yanınızda götürmüşseniz ya da oradan edinmişseniz bir tane, romantik anlar yaşamanız için ideal. Üstelik ultra nazik ve saygılı Koreliler ne yaparsanız yapın gözlerinin ucuyla bile bakıp sizi rahatsız etmeyecektir. :P

Jongno Tower
Bu şekilli binada Aşağı Seul'un en afilli binasıymış (Aşağı Ayrancı gibi oldu :P). Güzel olmaya güzel ama hemen karşısındaki Bosingak daha ilgi çekici. Işıklı, yanar dönerli binanın bir fotoğrafını çekin gene de.

Namsan Tower

Meşhur Namsan da geceleri ayrı bir havalı. Mavimsi-beyaz ışıklarıyla sevgililerin uğrak mekanlarından biri. Gerçi sevgililer her yerde. Kore'de sanırım herkes çift olmuş. Bunca drama boşuna olmasa gerek. Namsan'da, Seul'u doya doya izleyebilir, etrafındaki üzeri kilitten geçilmeyen ağacımsılara sevgilinizle isimlerinizi yazabilir, Teddy Bear Müzesini gezebilir, süper pahalı ama bir o kadar güzel hediyelik eşyalardan satın alabilirsiniz. Paris'ten sonra sevgilimle en çok bulunmak isteyeceğim şehir Kore olabilir. Tüm hayat çiftlere yönelik düzenlenmiş sanki. :P


Seul'da gecelerin bir diğer güzel tarafı ise bütün alışveriş merkezlerin kenarında yöresinde bir sahne kurulmuş olması. Sahneye çıtır kızlarımız, oğlanlarımız çıkıp dans ediyorlar, şarkı söylüyorlar, bizi eğlendiriyorlar. Bazen vatandaşların arasından birilerini seçip, değişik atraksiyonlara katıp, hediye dağıttıkları da oluyor. Bayağı bir eğlenceli izlemesi. Bir de Korece bilseydik komik esprileri anlasaydık daha iyiydi ama bu kadarıyla da idare etmek lazım.


Bir de Myeongdong var ki, iyi mi ansam kötü mü ansam bilemiyorum. Genelde genç nüfusun akın ettiği cıvıl cıvıl bir muhit Myeongdong. Başımıza can sıkıcı bir kaza gelmeseydi daha çok sevebilirdim. Onun dışında her yerde kafelerin, restoranların, kozmetik shopların ve çeşitli mağazaların bulunduğu hoş bir yer. Seul'da bulunursanız mutlaka gidin ama arkadaşlarınızla metro çıkışında buluşmayın ve elinizde ahtapot turşusu olmasın, benden söylemesi.

Myeongdong
Bu yazıyı gece vakti yazıyorum kendimi dışarı atasım var ama şirin bir restorana dalıp enfes yemeklerle soju yuvarlayamayacağımı bilmek içimi acıtıyor. Siz siz olun her gece çıkın gezin Seul'da. Çünkü Seul geceleri cidden büyüleyici.

14 Mart 2012 Çarşamba

Bir Jeju Hatırası


Kore'ye kadar gitmişken ünlü Jeju Adası'na gitmemek olmazdı. Biz de gittik. :D
En başından başlayayım iyisi.
Jeju'ya genelde Gimpo Havaalanından gidiliyor. Biz de uçuş saatimizden önce Gimpo'ya yollandık. 1 saatlik bir uçuştan sonra Jeju'ya vardık. Jeju'ya indiğimiz gün hava felaket yağışlıydı. Çok canım sıkıldı tabi bu duruma. Bir taksiye atlayıp otelimize gittik. (Bu hatayı sakın yapmayın. Kalacağınız otelin tam adresini öğrenip Limousine Bus'lara binin. Jeju o kadar büyük ki taksici anasının nikahını istiyor. Üstelik otobüs neredeyse her otele girip çıkıyor ya da yakınından geçiyor. Tabi oteliniz havaalanına çok yakınsa bilemicem ama küçük ihtimal.) Otele vardığımızda, otelin otel değil pansiyon olduğunu görmek ikinci hayal kırıklığımız oldu.

Otelimizin önü ve resepsiyon XD
Pansiyonun içi fena değildi ama buz gibiydi. Isıtmayı saat 6'dan sonra açıyorlarmış. Yağmur, şu, bu derken bünyem iyice strese girdi. Sonra etrafı nasıl gezeceğimizin tasasına düştük. Jeju'daki en büyük problem bu sanırım. Çünkü düzenli bir toplu taşıma ağı ya da aracı yok. Çoğu insan araç kiralayarak geziyormuş. Fakat bizim gibi 8500 km'den gelen turistin de turisti insanlar için pek kullanışlı bir yöntem değil maalesef. Bunun üzerine aran taran bir adet İngilizce bilen (?) taksici bulduk. Şoför Bey çok cüzi (?) bir miktar talep ederek bizi bir tam gün boyunca gezdirmeyi teklif etti. Biz de seve seve (?) kabul ettik. Ertesi gün sevgili şoförümüz (?) bizi almaya geldi. Bindik lüks mü lüks taksimize. (?) Neyse ki o gün korktuğumuz gibi yağmur devam etmedi. Harika, güneşli bir gündü. Bu moralimizi bir nebze düzeltti. Takside bulduğum haritalara ve bir adet turist rehberine bakarak nerelere gideceğimizi seçmeye çalıştım. Yer isimleri bana pek bir şey ifade etmediği için seçimi de şoför beye bırakmak durumunda kaldım. Şoför Bey'in ismini son gün öğrendim bu arada. İsmi Shin Eue Soo. İsme aldanıp kafanızda genç ve yakışıklı bir oppa figürü çizmenizi istemem. Adamın resmini çekmeyi unuttum. Adama ziyadesiyle ifrit olduğumdan olabilir ama kartvizitini aldım daha doğrusu o zorla verdi. :D Üzerinde amcanın gençlik fotoğrafı var. Bunu paylaşmam lazım. :P


İlk olarak Cheonjiyeon Şelalesi'ne gittik. En meşhur yerlerden biri olsa gerek ki bir sürü turist vardı. Turist dediysem de yerli turist. Bizim gibi Avrupalıları (Avrupalı saydım bizi de çaktırmayın.) cımbızla seçemezsiniz. O derece az. Numunelik kaldık Jeju'da. Neyse şelaleye dönelim. Şelale gerçekten çok güzeldi. Havada pırıl pırılken gezmeye doyum olmuyor. :P

Şelaleye giden yoldan bir kesit
Gerçekten bir doğa harikası. Tertemiz bir hava, şırıl şırıl sağdan soldan akan sularla, her yerden pörtleyen yeşilliklerle Cheonjiyeon şahane bir yer.

Şelalenin kendisi
Ha böyle güzel şelaleler Antalya yöremizde de bol bol var lakin uzakdoğu bitki örtüsü ile bir başkalık sunuyor bize. Yoksa su desen, ot desen bizde gırla var. Sevgili şoförümüz "Nasıl, beğendiniz mi?" gibi sorular sorduğunda heyecanlı cevaplar vermememize uyuz olmuş olabilir. Otun botun bol olduğunu bir ülkeden gelince çok da enteresan bulmuyorsunuz ama güzel olmaya güzeldi, Allah var.

Şelale civarından bir kesit



Tarihi bir dilek taşı. Üzerinde üç hayvan varmış, 4 görüyorsunuz ama rehberde 3 yazıyordu. Balığı hayvandan saymıyorlar galiba. Enteresan geldi bana da, evet.



Böyle bir taş yığını vardı. Anlamını çözemedim. Uzakdoğulular nedense çok seviyorlar böyle taşları üst üste yığmayı.

Tarihi bir tiyatro alanı

Bu kayalıkta da surat varmış. Görebilen beri gelsin.

Gayet güzel bir yerdi ama daha ilginç yerler de gördük onları bir başka Jeju yazımda anlatacağım. :)
Şimdilik bu kadar. :)