7 Mayıs 2014 Çarşamba

Phuket'in Adacıkları



Phuket tatilimiz esnasında iki gün tekne turlarında geçti. Bugün ikinci ayaktan bahsetmek istiyorum. İkinci gün çok zor uyandık ama gezme azmimiz büyüktü. Çok uzun bir süre tekneye gitmek için kalabalık grupla birlikte bekledik. Bu seferki gezi düne göre çok daha kalabalıktı. Herkesin teknesi farklı olduğundan ve bizi karıştırmamak için rehber kolumuza ip bağladı. Bizim rengimiz kırmızıydı.


Zorlu ve uzun bir parkuru geçip teknemize bindik. Bu seferki tekne değil bildiğin gemi kıvamında büyük bir şey çıktı, haliyle nüfus da kalabalıktı. Bu sefer grubumuz Korelilerden oluşuyordu. Bu duruma sevindim. Çünkü Koreliler daha önce bahsettiğim gibi çok saygılı, disiplinli insanlar. Hakikaten gezi çok rahat geçti. Bin diyorlar tek sıra biniyorlar, in deniyor tek sıra iniyorlar. İşte budur azizim! dedim. Zaten diğer tekneler Arap doluydu. Allah'tan bunlar da Middle East diyip bizi onlara ulamadılar. Korelilere uladılar. Çok mutlu oldum.


Arap diyip insanları aşağılamak istemedim. Böyle şeyleri sevmem çünkü biliyorum ki pek çok ülkenin gerisinde olduğumuz için bizi de aşağılayan çok ne yazık ki. Her toplumun, her ırkın haysiyeti elbette vardır. Gönül isterdi ki her ülke muhasır medeniyet seviyesine ulaşıp, birbirlerinin haklarını çiğnemeden, birbirlerine saygılı bir şekilde yaşayabilseydi. İnsan hakları diye bir şey gerçekten olsaydı. Neyse konuyu dağıtmayalım. Bu derinlemesine tartışılması gereken ağır bir konu.


Teknemiz pek çok teknenin durakladığı üstteki resimde gördüğünüz yerde durdu. Rehberimiz oraya varana kadar bize programdan bahsetmişti. Toplamda 5 ada gezecektik ve bu ilkiydi. İsimlerini de ezberletti ama iyi ezberletememiş ki tam hatırlayamıyorum. Sadece üç tanesini hatırlıyorum. Lava, James Bond ve Bambu. Bu ilk ada bu üçü de değil. (hehehe) Bu turda şansımız rehberin İngilizce konuşması oldu. İspanyolca'dan kat kat iyi benimçün. :)


Adanın esprisi üstteki resimde girişini gördüğümüz mağara seyri. Mağara çok küçük olduğu için üç kişilik kanolara binip giriyoruz. Kanoyu kullanan bir kanocumuz var. Bütün gezi yerlerinde bize aynı kişi eşlik etti. (Başka adalarda da kano kullandık.) Üstteki resimdeki pembe kanocu abiye dikkat, daha doğrusu ablaya. Tayland'daki transseksüel sayısının dünya rekorları kırdığından daha önce bahsetmiştim. Eşcinsellik çok fazla. Bu abla-abiyi (ladyboy) örnek olarak vurgulamak istedim.


Kanoda azıcık ıslandık ama çok keyifliydi. Mağara karanlık olduğu için içeride fotoğraf çekemedim. Mağaranın içi iyi gören gözler için çok harika bir seyirlik. Enteresan sarkık dikikler, her an bir tarafa çarpıp ölecekmişsin gibi sivri sivri taşlar, rutubetli nemli, parıl parıl parlayan böcekler vardı. En hoşuma gidense mağaranın tavanının silme yarasayla kaplı olmasıydı. Bu kadar çok yarasayı bir arada hiç görmemiştim. :D Tek sıkıntı içeride bir sürü kano olmasıydı, tabi trafiğin sıkışık olması hiç sorun değildi nasılsa acelemiz yoktu. Mağara gezintisinden sonra kanomuzdan ayrılıp teknemize tekrar bindik ve yola devam ettik.


Yol boyunca teknede bol bol meyve ve içecek vardı. Katıldığımız tüm turlarda ikramlar ücretsizdi. Bu turları hem bütün otellerin resepsiyonlarından, hem şehir merkezinden, hem Patong'dan alabilirsiniz. Patong zaten ayrı bir dünya oraya da bu turdan sonra gece gittik ama tabii ki apayrı bir yazının konusu.


İkinci adamız yine ortası boş etrafı kayalıklarla çevrili vahşi bir adaydı. Bu ada rehberimizin ve kanocumuzun en sevdiği adaymış. Bu sefer etrafta başka tekne de yoktu. Bu doğayla başbaşalık benim de çok hoşuma gitti doğrusu. Herkes kendi kanosuyla değişik bir tarafa yöneldi. Kas yapmaya özen göstermiş, güzel dişli, kavruk rehberimiz bu durakta Koreli genç kızlara doya doya asıldı. :) Halat ve kürek çekip bol bol kol kaslarını gösterdi, kızlara otlardan çiçek yapıp saçlarına falan taktı. Tam bir K-drama havasında davrandı ama başarılı olamadı. Bu da dikkatimi çeken bir ayrıntı oldu. :D


Böyle kemerli kayalı yerlerden kanomuzla geçtik. Kano gezisi bir başka keyifli azizim. Kanocumuz çat pat İngilizcesiyle bize kayaların özelliklerinden bahsetti. Geniş hayal gücü olan Taylandlılar her kayalığı bir şeye benzetmiş. Gittiğimiz adanın ortasında hemen her yerde görebileceğiniz ağaçlı bitkili adacıklardan vardı. En önemlisi de tam ortada bulunan büyük kayalıktı. Bu kayalığa 2. James Bond diyorlamış. Meşhur James Bond kayasının tam tersi aşağıdan yukarıya daralan bir yapısı var. Alttaki resimde görülen kaya.


Aşağıdaki kaya adanın derinliklerine indiğimizde gördüğümüz oluşumlardan biri. Bu insan figürüne benzeyen şey Buda imiş. Ben pek bir şeye benzetemedim yine.


Aşağıdaki resim de balığa benziyormuş. Bunu ben de benzettim. :)


Bir de tavuğa benzeyen bir kaya vardı ama onu eklemedim. Pek benzemiyor. :P Öğle yemeğimizi bu durakta aldık. Bol baharatlı küçük bir açık büfe halinde verilen yemek beni yine tatmin etmedi. Dünyanın en lezzetsiz mutfaklarından birinin Tayland mutfağı olduğuna burada kanaat getirdim. Bu doğal adadan sonra meşhur ve esas James Bond Adası'na geçtik.


Gerçek adı Ko Tapu namı diğer James Bond Adası en çok insanın bulunduğu en kalabalık adaydı. Adım atacak yer yoktu. Küçük bir pazar yeri vardı ve bol miktarda hediyelik, takı tarzı şeyler satılıyordu. Buradaki satıcılar bol bol laf atıyorlar. Hangi ülkeden olduğunuzu tahmin edip çeşitli dillerde sesleniyorlar. Tabi o dillerin içinde Türkçe yoktu. :)


Hediyelik mini pazar pek ucuz sayılmaz. Hediyelik eşyaları Patong'dan almak daha mantıklı gibi. Burada bulunan her şey oralarda da var ama illa bir şey alacaksanız mutlaka pazarlık yapın. Phuket'in her yerinde pazarlık esas.


James Bond Adası'nın en önemli noktası aşağıya doğru daralan kaya. Burada kadrajınıza bir insan almadan kayanın önünde fotoğraf çektirmek bir mucize. Gerçi dediğim gibi Korelilerle birlikte olduğumuz için gayet saygılı bir şekilde çekildiler. Birkaç kişinin fotoğrafını çektim. Onlar da sağolsunlar bizi çektiler. Hatta resmimizi çeken bir anne ve iki kızdan oluşan aileyi engin Korecemle şaşırtarak sempatik puanlarını topladım. Düşününce kendi dilini başkalarından duymak çok hoş. Lisede okulumuza gelen Alman öğretmenler "Merhaba, Nasılsınız?" diyince çok hoşuma gitmişti, keşke daha global olsak.


Bu kayanın önünde sanki elinizin üzerinde duruyormuş izlemini veren fotoğraf çektirmek bir klasik olmuş durumda. Her dakika 20-30 çektiriyor. Ben de yaptım. İnşallah Pisa kulesine de gidip düzelticem bir gün. :P James Bond'dan taş merdivenlerden çıkıp adanın etrafında küçük bir tur attık. Ah bir de hava biraz aydınlık olsaydı daha güzel resimler çıkacaktı. Fotoşopa karşıyım, biliyorsunuz. :)


James Bond Adası'nda da kısa bir süre kaldıktan sonra tekrar yola çıktık. Teknemiz yol alırken meyve molası da vermiş olduk. Buradan sıradaki adamıza vardık. Bu ıssız ada yüzme molası içindi. Yine bembeyaz kumsalıyla, dev yapraklı bitkileriyle sevimli bir ada idi. Bu adaya yüzerek çıkan da oldu ama biz kanoyu ödünç almayı tercih ettik. Bizden sonra kano çok popüler oldu. Koreliler hakkında bir dipnot daha geçeyim. Hiçbiri mayosunun üzerindeki tişörtü çıkarmadı. Ya güneşten çok çekiniyorlar ya da muhafazakarlar diyorum ama bence her ikisi birden. Zira hava hep kapalı olmasına rağmen feci yandık. Habire kremlenmeme rağmen kıpkırmızı oldum. Bir de hamile bir Koreli abla vardı o da pek tatlıydı. Şiş göbeğiyle yüzmekten geri kalmadı.:) Sanırım bu ada tüm grup için güzel bir dinlenme noktası oldu. Hepimiz keyif aldık.


Sıradaki durağımız son durağımızdı. Bamboo ya da Bambu Adası. Bu da bir yüzme durağıydı ama benim yüzecek halim kalmamıştı bu yüzden sadece ada gezintisi yapıp kumsalda oturmayı tercih ettik. Manzaraları gerçekten muazzamdı bu adanın. Gezi boyunca ilk defa Türklere burada rastladık. Sahilde gezerken birden bağırma sesi işittim, hem de Türkçe. Tabi kendimi deşifre etmedim. Her şeyden izole olmak, yabancılaşmak, uzaklaşmak için gittiğim bu tatilde yurdum insanıyla kaynaşmak istemedim ne yalan söyliyim. :P 45 dakika kadar burada kaldık. Yalnız ufak bir ayrıntı daha okyanus diye mi bilmem bu pırıl pırıl parlayan bembeyaz kum insanın ayağını bıçak gibi kesiyor. Terliksiz gezmeyin aman dikkat! :D

Bamboo Island
Son adamız Bambu'yu da tavaf ettikten sonra tekrar yola koyulduk. Güzel ve yorucu bir gezi daha bitti böylelikle. Dönüş yolunda herkes kafasını bir yere koyup uyudu. Uzun sayılabilecek bir yolculuktan sonra iskeleye vardık. Hava kararmaya başlamıştı. O gün feci bir gelgit vardı.Gittiğimiz saate göre deniz acayip çekilmişti. Buradan Patong'a geçtik. Orayı da yazmaya çalışacağım. Bol resimli bir yazı oldu. Gelecek yazıda görüşmek üzere.


27 Nisan 2014 Pazar

Phi Phi Adası'na Uzanan Sürat Teknesi Gezimiz


Ada denizinin temizliği oldu bitti hoşuma gitmiştir. İnsanların pisliğini acımasızca akıttığı sahil şeritlerinin aksine bütün kirliliği içinde boğabilecek koca bir suyun ortasında küçük bir nokta. Herkes adaları sever.


Phuket'e gidip adalarını gezmemek olmaz. Biz de sabahın köründe uyanıp düştük yollara. Marinadan teknemize bindik. Phuket'te pek az Türk turist olduğundan (Daha doğrusu pek çok yerde az Türk turist olduğundan) Türk bir gruba dahil olma olasılığımız yoktu. Turu ayarladığımız şirkette muhtemelen bize en yakın olduklarını düşündükleri İspanyol bir gruba uladı bizi. Sürat botuyla seyahat ilk anlarda pek keyifli oluyor. Dalgaların üzerinden düşen tekne hafif bir yürek hoplaması yaşatıyor. Fakat tekne hızlandıkça "Ola! Yehuu! Yuppi! Hohaha!" şeklinde aşırı eğlenerek geziye başlayan ateşli İspanyollar bir süre sonra içlerine içlerine kusmaya başladılar. Sağa sola savrulup dev dalgaların üzerinden suya çarptıkça teknenin ön kısmındaki popüler balkon pek de popüler olmamaya başladı ama ben çok eğlendim. Kapalı olsa da tertemiz hava, ufuk çizgisine kadar dümdüz görünen deniz, top top yeşil adalar pek seyre değerdi. Hele o motorun çıkardığı dalga, köpürtmesi... Anlayamazsınız! :D


Fakat beni pek eğlendiren İspanyolları takdir ettim. Keza henüz genç, güzel ve yakışıklıyken kalkmış Tayland'a gelmişler. Bizim gençler ne yapıyor? (Garibanlara lafım yok.) Neyse konuyu dağıtmayalım. :)


Tekne turundaki ilk durağımız çepeçevre kayalıklarla çevrili masmavi bir koydu. Bizden başka bir sürü tekne vardı. O günden önce fırtına çıkmıştı sanırım çünkü şansımıza cam gibi bir suyla karşılaşamadık ama yine de tertemizdi. (Marmaris'e gidin. Kayaları hariç üç aşağı beş yukarı orada da böyle koylar var. Vatanımız bir cennet.) Burada bir güzel yüzdüm. Çok fazla durmadan yola devam ettik. Görülecek çok yer var diyordu İspanyolca konuşan rehberimiz. Nasıl mı anladım? Anlamadım tabii ki, sadece bir tahmin. Bu turda rehber bizim için fonksiyonel olmadı maalesef. Sadece özel olarak sorduğumuzda ara ara kısa İngilizce açıklamalar aldık. Bu kısa açıklamalar ışığında anlatacağım ben de.


Tekne biraz ilerledikten sonra yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz Korsan Mağarası'na vardık. Bu hafif ürkütücü, karanlık mağaraya giriş mümkün değil. Sadece yanından geçerken seyretmekle yetiniyoruz.


Korsan Mağarası'nın ardından doğal ortamında vahşi maymunları besliyoruz ama fotodaki arkadaş gibi fazla yakından beslemeyin, çünkü ısırdıkları oluyormuş. Ben kendimi unknown bir Asya virüsü kapmamak adına fazla riske atmadım ama baby maymunlar pek şirindi. Mıncırasım geldi doğrusu.

Maymunlardan sonra bir ada açığında şnorkelle dalış yapmak için durduk. Gezinin bu kısmıyla ilgili fotoğraflarım yok. Çünkü şnorkelle imtihanımı vermekle meşguldüm. :P Dünyanın en büyük sualtı zenginlikleri bünyesinde bulunduran Phuket, rengarenk mercanlar ve okyanus balıkları ile dünyanın her yerinde sualtı sporcularını çekmekte. Biz de kendimizce küçük bir dalış yapıp sualtını gözlemledik.

Sonraki durağımız ise meşhur "Koh Phi Phi", yani "fifi" adaları. "The Beach" filminin çekildiği plajın burada olmasıyla ünlüdür. Bir de James Bond adası var ki ona sonraki gezi yazımda değineceğim.


Phi Phi adası bembeyaz kumları ve şeffaf suyuyla tam bir tropik ada. Zaten en çok bitki örtüsü şaşırttı bizi. Adam boyunda yaprak var ağaçlarda. Muson yağmurlarının etkisi bütün bitkiler ve böcekler fazla serpilmiş.


Adamızda otantik ve her Phuket fotosunda bol bol görebileceğiniz bu teknelerden çokça var. Bunların önünde cicişler bile fotoğraf çektirdi de ben çektirmedim ya ona yanarım. (hehe)


Adada gezindikten sonra yemeğimizi de burada yedik. Yemek açık havada, açık büfe şeklindeydi. Uzun saçlı, çekik gözlü ve esmer tenli (Klasik Tayland'lı profili) bir abimiz, değişik aksanıyla klasik İngilizce şarkılar söyleyerek bize güzel bir yemek müziği yaptı. Yemeklerin çoğu acayip tatlı-ekşi soslu balık ve tavuk yemekleriydi. Az seçici eşim benden daha iyi doydu ama ben de bayağı bir şey yedim.


Phi Phi Adası keşfini bitirdikten sonra (ki en uzun burada kaldık) gezimiz bitmiş oldu. Dönüş yolunda İspanyollar ve iki zenci çocuğu olan beyaz Amerikalı aile iyice sızmıştı. Biz de yorulduk tabi. Babamın da hep söylediği gibi "Yorgunluğun adını gezme koymuşlar." :)


23 Nisan 2014 Çarşamba

En Güzel Balayı Oteli: Sala Phuket


Tayland'tan devam ediyorum. Aslında direk gezilesi görülesi yerlerden gidecektim ve oteli söyle bir anacaktım ama sonra fotoğraflara baktım ve kaldığımız oteli bir köşeye sıkıştırmaya gönlüm razı gelmedi. Keza birçok otel ve misafirhanede konaklamış biri olarak iddia ediyorum: Ben böyle otel görmedim!

otelin göl manzaralı bahçesi
Şimdi otelden bahsedince birden insanların kafasında Dubai'deki Burj al arab falan canlanmasın. O kadar abartılı bir otel değil. Tam tersine sade ama bir o kadar da lüks. Uzakdoğu rüyasını tam anlamıyla yaşayabileceğiniz bir yer.
Otele girince iyi bir mimarın yaptığı belli olan bahçe düzenlemesini görür görmez insanın içi mutlulukla doluyor. Tayland'ta her binanın önünde bulunan minik tapınaklardan otelde de var. Sadece bu altın kaplama olanı. Otelin lüksüne yakışır biçimde. 

otelin girişi
Otele giriş yapar yapmaz ultra nazik ve güler yüzlü güzel hostesler bizi karşıladı. Kolumuza taptaze ve güzel kokulu çiçeklerden yapılmış bileklikler taktılar ve buzlu-limonlu yeşil çay ikram ettiler. 9+2 saatlik uçuştan tipimiz kaymışken hoş bir ferahlama oldu bu.


Sonra görevli bize odamıza kadar eşlik etti. Odaya girdiğimizde ise tam anlamıyla küçük dilimizi yuttuk. Oda oda değil bildiğin müstakil villa. Kendine ait bir havuzu bile var. Havuz süs havuzu değil. Baya baya 4-5 kulaç atılabilecek boyutta, şahane bir şey.


Banyo ve tuvalet açıkhavada, bahçe içinde. Bahçede ağaçlar ve çiçekler, sanki ıssız bir adadaymışçasına huzurlu bir ortam. Etraf kimsenin göremeyeceği şekilde kapalı. Tamamen başkalarından izole olması oteli benim gözümde en iyi balayı oteli yapıyor.



Odanın içinde minik bir mutfak-bar, büyük bir lcd tv, kanepe, çalışma masası, geniş yatak, her gün meyve ve içecek ikramını bıraktıkları bir sehpa ve dolap bulunuyor. Otele sadece giysilerinizi ve kişisel eşyalarınızı götürmeniz yeterli çünkü plaj çantası ve şapkası da dahil her tür ihtiyaç odada bulunuyor.



Gece ışıklandırmaları açınca ayrı bir güzel olan odanın tek sorunu ot ve suyun bol olmasından mütevellit gece ortaya çıkan sivrisinekler ama lüks otelimiz bu konuda da önlemini alıyor ve siz yokken odanın her yanını sinek kovucularla donatıyorlar. Böylece sinekler tarafından fazla rahatsız edilmiyorsunuz.


Otel o kadar güzeldi ki gezmekten odada vakit geçiremediğimiz için çok hayıflandık İlk gün öğleden sonraya kadar gezdikten sonra akşama kadar odada dinlendik. Odaya istediğimiz Uzakdoğu stili pizza ve Tayland'ta her yerde göreceğiniz Singha markalı yerel biradan sipariş ettik. Gayet lezzetliydi.


Odaya ilk girdiğimizde Tayland'ın meşhur meyvelerinden, bellboyun "monkey apple" olarak tariflediği elmalardan yedik. Daha önce de söylediğim gibi her gün içmemiz için yararlı meyve ve bitkilerden oluşan meşrubatlar bırakılıyordu, bunlar ücretsizdi ama minibar ücretliydi tabi.


 Otelde kaldığımız süre içinde kahvaltılar ücrete dahildi. Açık büfede bulunan yiyeceklerin haricinde kişiye özel omlet pişiriyorlar. Ben her sabah "Light Breakfast" tercih ettim. Menüde bulunan diğer tercihlerin içinde genelde acayip bilinmedik şeyler olduğu için kendimi riske atmadım. Akşam yemeği eyvallah ama sabah sabah sürprizlere açık olamadım doğrusu. :) Her gün yeşil çay içtim. Sıcak içecekleri özel olarak servis ediyorlar.

sabah kahvaltılarımızdan biri
Otelde kaldığımız zaman içinde bir akşam yemeğini de ikram olarak ücretsiz aldık. O akşama kadar Thai mutfağının iğrenç olduğunu düşünüyordum ama o akşam fikrim tamamen değişti. İnanılmaz lezzetli bir akşam yemeği yedik.

akşam yemeği aperatifleri
 Tatlıdan, ana yemeğe oldukça tatmin edici bir yemek oldu. Önden ben defne yapraklı bir çorba istedim, eşim ise ıstakozlu çorba sipariş etti. (Tay dili isimlerini hatırlayamıyorum maalesef. :))
Ana yemek olarak kibar eşim portakallı ördek istedi. (Klişe bir uzakdoğu yemeği:)) Ben de tavuk istedim. Tatlı olarak ise ben lava kek alırken, eşim cheesecake sipariş etti. Hepsi birbirinden şahaneydi.

cheesecake

 Otelin içinde ayrıca iki tane büyük havuz bulunuyor ama sanırım çoğunluk villada kaldığı için ve özel havuz olayı insanlara daha cazip geldiğinden bu havuzu kullanan pek insan görmedim. Zaten otel genelde sakin olduğundan sanki bütün otel size aitmiş gibi geliyor. Otelin bakımlı bahçesi ve deniz olmasa da göl manzarası huzur bulmak için birebir.

   

















                                          Otelin muhtelif yerlerinde lotuslu şirin havuzlar var.


 Ve otelin en rahatlatıcı bölümünden bahsetmek istiyorum: SPA. Tayland'a kadar gidip Thai masajı yaptırmamak olmaz. Biz de otelin Spa merkezinden randevumuzu aldık. Şansımıza çift olarak alındığında indirim vardı. Türk kafası anında indirime okey dedik ve 90 dakikalık Thai masajı seansını aldık. Thai masajı yaptırmadan önce sistemik bir hastalığınız olup olmadığına dair bir form dolduruyorsunuz. Sonra da birbirinden tatlı ve güler yüzlü personel size özel bir noktanıza yoğunlaşmasını isteyip istemediğinizi soruyor. Sonra sizi mistik ve rahatlatıcı havası olan iç kısıma alıyorlar. Sonra biraz komik bir masaj kıyafeti giyiyorsunuz. Ben aynı sünnet çocuğu gibi oldum. XD Ama tamamen organik kumaş. Sonra masörler gül yapraklarıyla dolu bir kasede ayaklarınızı yıkıyor. Daha sonrada masaj masasına geçiyorsunuz ve 90 dakikada masör sizi bir jöle parçasına çeviriyor. Tütsü kokuları arasından neredeyse uykuya dalıyordum. Thai masajı çok acı veren bir masaj bu yüzden ben soft yapılmasını rica ettim. Normalde Tayland'da çok fazla masaj salonu bulunmakta ve 15 dolar gibi cüzi paralara güzel kızlar masaj yapıyor tabi bu salonların neredeyse hepsinde fuhuş döndüğü bilinmekte. Bu yüzden biz kendimizi riske atmayıp otelin Spa'sını kullandık. Biraz daha pahalı oldu ama her kuruşuna değdi doğrusu. :)
Masaj salonundan çıkınca sizi tekrar dinlenme odasına alıyorlar ve orada buzlu limonlu çay ve muz cipsi ikramı alıyorsunuz. Bu arada muz cipsi de inanılmaz bir şeydi. Sağlıklı ve tadı aynı patates cipsi gibi.

SPA girişi

Otelin her köşesi ince düşünülmüş bir şıklıkta. Otelin içinde bir de hediyelik eşya dükkanı var. Buradan beğendiğiniz otel dekorasyon eşyalarını satın alabiliyorsunuz. Gerçekten hepsi sanat eseri gibi güzeldi ama tahmin edeceğiniz gibi biraz fiyatlı. Tuvaletlerinin dekorasyonu bile ödüllüymüş. Takdir ediyoruz.

Ödüllü tuvalet dekorasyonu
Bize rüya gibi bir balayı yaşattıkları için tüm otel çalışanlarına, sahiplerine, ota, böceğe hepsine çok teşekkürler. Phuket'e giderseniz Sala Phuket aklınızda bulunsun. Zaten Tayland'da otel fiyatları diğer ülkelere göre çok ucuz, kötü pansiyonlarda kalıp tatilinizi heba etmeyin. Biz asıl rezervasyon yaptırdığımız oteli su bastığı için zoraki rezervasyonumuz değişti ve bu otele geçtik ama iyi ki de geçmişiz. Tek kelimeyle muhteşemdi.
Benden şimdilik bu kadar. Yazdım da tatili özledim neyseki önümüz yaz, yine gezeriz yine!
Esen kalın dostlar! :)