13 Ocak 2013 Pazar

Gözlük Denen İllet


Gözlük denen illetle ilkokul 5. sınıfta tanıştım. Her şey tahtadaki yazıları okuyamamamla başladı. O gün bugündür yakama yapıştı, kurtulamıyorum.
Gözlük kullanan çoğu insan benim geçtiğim süreçten geçmiştir. Bir gün her şey bulanıklaşır ve artık dünyaya bir çift camın arkasından bakmak zorunda kalırsınız. İlk gözlük taktığım gün sanki her şey biraz çukur, biraz tümsekti. Midemi bulandırıyordu. Tiksinti manasında değil (Evet, gözlükten tiksiniyorum o ayrı konu.) gözüm gözlüğe alışana kadar etrafı bir acayip görmüştüm, mide bulantım bundan ileri geliyordu. Sonra defalarca düşürüp kırdım. Her defasında yenisini yaptırmak zorunda kaldık. O yıllarda gözlük camları uzak bir yerlerden gelirdi. Cam gelecek de, takılacak da ohoo! O arada gözlüksüz idare edersin. Gerçi yıllar geçtikçe bir düzine yedek gözlüğüm oldu.


Ergenliğimin iğrenç geçmesinin bir nedeni de bu gözlük denen illet. İlkokulda tanıştıysanız gözlükle, rezil veletlerin size "dörtgöz" sıfatını yapıştırmasından kaçamazsınız. Kim bu dahiyane sıfatı poposundan uydurmuş yıllardır merak ederim. Dörtgöz nedir yani, hem neden küçültücü bir sıfattır. Hep annem avuturdu "Bakma o çocuklara." diye. Tabi eşek kırığı kadar optiklerle gezmek zorunda kalan o değildi. Neticede üzülürsün, çocuksun.
Zaten bütün gözlük kullananlar hemfikirdir gözlüğün kötü bir şey olduğu konusunda. "Gözlük taktım, çok cool oldum." diyen bir azınlık, gözlük takmayı seven bir kesim var ama onlar da aksesuar olarak takanlar. Her zaman takmak zorunda olsalar sevmezler eminim. (Koreliler de bu oran yüksek, herifler bildiğin camsız gözlük takıyor. Hayret ediyorum. İnsan nasıl tamamen aksesuar olarak kullanır gözlüğü. Hayret!)

Zırt pırt kırılır, denize havuza giremezsin, yağmur yağdı mı bir dert, spor yaparken hoplayıp zıplayamazsın. Okul hayatım boyunca takla atamadım yahu! Takmazsam da önümü göremiyorum. Böyle bir paradoks. Tüm gözlüklülerin ortak yaralarıdır bunlar. "Harry Potter bile Voldemort'tan çekmediğini gözlükten çekti. Haksız mıyım?
Lise 1'e kadar gözlük sıkıntısını üst seviyede çektim. Lise 1. sınıfta annem bana lens aldı. Tabi ona alışmak da uzun sürdü. Üniversiteye geçtiğimde gözlüğü neredeyse tamamen bıraktım. Gerçi lens kullanmanın da zahmetleri var ama gözlükten 40 kat iyi.
Birkaç sene önce gözlükten ve lensten tamamen kurtulmak için göz hastanesine gittim. Malum tıp bilimi gelişti artık lazer tedavisi diye bir şey var. Muayene oldum. Randevu aldım. Benden bir gün önce annem lazer operasyonu geçirdi. Ertesi gün aşırı ağrısı oldu. Kadının kıvranışını görünce, üzerine internetteki korkunç yorumları okuyunca 180 derece döndüm. Lazer işini yeni bir teknoloji çıkana kadar askıya aldım.
Ey gözlük takan kardeşlerim!
Biliyorum siz de benim kadar bizarsınız. Bu konuda yıllardır düşünüp taşınmış biri olarak artık kurtulamayacağımı kabullendim. Ne yapalım Allah bizi böyle yaratmış. Daha kötü kusurlarımız da olabilirdi. Şükretmek en iyisi.

Peki göz bozukluğunun yan etkileri azaltmak için ne yapabiliriz?
Özellikle bayan arkadaşların en büyük sıkıntısı estetik. Benim önerim korkmadan lense geçin. "Gözüme parmağımı sokamam, takamam, edemem." diyen çoktur. Garanti veririm insan her şeye alışıyor. Alın deneyin, hatta bunu biraz daha keyifli hale getirmek için renkli lenslerden de alabilirsiniz. Ben renkli kullanmıyorum ama ara sıra aklımdan geçer zaten takıyorum alsam mı diye. Tercih meselesi.
Diyelim ki lens takamıyorsunuz ya da benim gibi tüm gün takamıyorsunuz gözünüzü rahatsız ediyor;
Yüzünüze ve modaya uygun bir çerçeve seçin.
Mesela benim aşırı küçük bir suratım olduğundan büyük çerçeveler çok kötü duruyor. Aynı şekilde geniş yüzlü birinde de küçük çerçeveler kötü duracaktır.
Camlarınız kalınsa kalın çerçeveli ve uçuk renkli çerçeveler seçin. Böylece dikkati çerçeveye çekmiş olursunuz. Yaşınız küçükse kahverengi, siyah gibi ciddi renkler seçmenizi tavsiye etmem. Yaşlı gösteriyor.
Bir de gözlük makyajı diye bir konu var. Suratımızı gözlük kaplıyor diye bakımsız Tarzan gibi gezmek doğru değil. Gözlük makyajı için güzel teknikler var ama şimdi girsem çıkamam bu konuyu başka bir yazıda irdeleriz.
Bunlar yıllardır gözlük hakkında biriktirdiğim deneyimlerimin bir toplamıdır.
Gözlüğümüzü sevmek zorunda değiliz ama kendimizi sevmeliyiz. Bu yüzden hayata asılın gözlüklü kardeşlerim. :D

9 Ocak 2013 Çarşamba

Guzaarish


Dikkat Spoiler İçerebilir!

İki hafta oldu ya da olmadı bu filmi izleyeli. Şöyle güzel bir film izlemek istiyorum dedim anneme. "Guzaarish"i izle dedi. (İşte böyle bir anam var. :P) Çok etkilendim, çok hoşuma gitti ve beğendim. Kaç zamandır gözüm  yaşarmıyordu, birkaç damla döktüm, rahatladım. Şöyle gördüğüm bir şeye yaydıra yaydıra gülmüyordum, güldüm rahatladım.
Bir Sanjay Leela Bhansali filmi. Daha önce Hint filmi izlemişseniz bu isme de aşinasınızdır. Black ve Devdas gibi iki başyapıta imza atmıştı. Guzaarish belki onlar gibi bir başyapıt değil ama gerek oyunculuk gerek çekim teknikleriyle ben başkayım diyor.


Filmi çekici iki başrol oyuncusu Hritrik Roshan ve Aishwarya Rai. İkisi de tabir-i caizse döktürmüş. Karakterlerine mükemmel bürünmüşler. Aishwarya Rai 40'larına yaklaşmış olsa da dudak ısırtan bir güzelliğe sahip. Aynı zamanda bu enfes güzelliğinin gözümüze gözümüze sokulduğu son filmlerden biri. Maalesef yakın zamanda doğum yapan Aishwarya doğum kilolarını atamadığından içler acısı bir durumda. Dünya güzeli de olsanız, oyuncuysanız kilolarınız en büyük düşmanınız. Umarım en kısa zamanda fazla kilolarını atar.


Filmin konusu bol ödüllü film "Mar Adentro" yani "İçimdeki Deniz" filminin aynısı. Yani tüm vücudu felç olan bir adamın ötenazi olmak için verdiği hukuk savaşı. İçimdeki Deniz'i 3 günde izleyip bitirebilmiştim. Bu filmi bir oturuşta izledim. Konu aynı olmasına rağmen iki film oldukça farklı. Birincisi ağır bir sanat filmi. O filmi izleyebilmek için psikolojinizi 1 hafta önceden hazırlamanız lazım yoksa benim gibi 3 oturumda bitiremezsiniz. Adamın içinde bulunduğu ruh halini yansıtırken yönetmen o kadar başarılı olmuş ki kendimi aynı o adam gibi hissettim. Neredeyse ötenazi isteyecektim.
Fakat Guzaarish'teki karakter yaşadığı zor hayata rağmen o kadar hayat dolu ki. Etrafındaki karakterlerle uyumu mükemmel. Bazı hareketleri aşırıya kaçsa da bu da karakterin içinde bulunduğu ruh halinin bir uzantısı. Filme bana göre en başkalık katansa Sanjay Leela filmine yakışır görsellikteki sahneler.
Özetle bazen güldürüp bazen duygulandıran hoş bir film. 2 saatlik optimal süresiyle de künefe peyniri gibi sünmeyip tadında bitiyor.

Yazımı filmin en etkileyici sahnelerinden biriyle bitiriyorum. Kulaklarınızı ve gözlerinizi iyi açın. :)




Merak edenler için Aishwarya'nın kilolu hali.

7 Ocak 2013 Pazartesi

Özlemek...


Çok yorgunum, yarın da yorulacağım. Yatağa girmiştim ama geri kalktım. Yazmak zorundaydım...

İki gün önce anneannemin ölüm yıldönümüydü. Mezarlığa gittik. Genelde soğuk mermer taşın önünde dururken hiçbir şey hissetmem. Sadece iki Fatiha okuyup dönerim ama akşam yatağıma uzandığımda üzerime çöker, ağlarım.

Birini kaybetmenin en kötü yanı...

Sevdiğiniz biri bu dünyadan gittiğinde aklınıza hiç kötü hatıra gelmez. Hep kabahatleriniz kafanızda döner durur, bir de özlemek...
Yeryüzündeki her şey ve herkes çok özlenir ama artık burada olmayan birini özlemek... Durmadan düştüğün bir çukur gibi. Çıksan da tekrar düşersin. Kaçınılmaz, hep oradadır.
Bir daha dönmeyeceğini bilmek...
Dönmeyeceğini bilseydim, bu kadar çabuk gideceğini, böyle yapmazdım. Daha çok giderdim yanına ve sürekli söylerdim onu sevdiğimi. Seni çok özlerim gidersen derdim. Kalır mıydı acaba? Kalamazdı. Giderdi yine.

Anneannemi ölmeden birkaç gün önce gördüm. Acılarını ağrı kesiciler bile durduramıyordu, pek bir şey hatırlamıyordu, konuşamıyordu. "Nasılsın" dediğimde bana baktı, tanıdı ve güldü. O kadar acı çekseydim gülebilir miydim? Gülemezdim. Ama o güldü. Bana öyle veda etti. "Görüşürüz anneanne!" dedim. Ankara'ya gittim. Döndüğümde onu bulacağımı sanıyordum, bulamadım.
Hep gülüşü geliyor gözümün önüne. Yüzünü unutsam bile gülüşünü asla unutmayacağım. Gözleri ve ağzı ipince olurdu gülerken. Çok içten gülerdi, çok severdi bizi.
Her şey gam, her şey tasaydı benim için.  Hiçbiri etmiyor ölüm kadar.
Çünkü o özlemek yok mu... Kalbime çöreklenmiş, boğazıma şu an bile oturan düğüm, gitmek bilmeyen, kahrolası özlemek...
Beni hiçbir şey ağlatamazken yanaklarımdan süzülen özlemek...

Başka kimseyi kaybetmek istemiyorum. O yüzden sakın öleyim demeyin. Sakın yerinizi doldurmasın o Allah'ın cezası özlemek...