16 Kasım 2012 Cuma

Kısa Kısa Göz Makyajı

DİKKAT TAM BİR HATUN YAZISIDIR!


Makyaj yapımı konusunda exper sayılmam ama sağda solda panda misali ya da ten rengiyle tamamen uyumsuz boyanmış kızları gördükçe saçımı başımı yolasım geliyor. Bana göre makyaj yapmamak kötü ama kötü makyaj yapmak berbat ötesi.
Bendeniz de tabii ki annemin karnında öğrenmedim makyaj yapmayı lakin sağdan soldan okuyarak inceleyerek bu işi iyi kötü kaptım. Kimse benim için "Bu kız şahane makyaj yapıyor" demez. Sadece "Çok hoş kızsın" ya da "Bugün çok hoş olmuşsun." gibi şeyler derler. Çünkü iyi makyaj yaparım yani doğal makyaj yaparım. Zaten iyi makyaj badana gibi boyanmak değildir. İyi makyaj, yüzünüze baktıklarında güzel olduğunuzu düşünmelerine neden olabilmektir. Suratınıza bakılınca makyaj değil, güzellik görünmeli.

Bu konudaki en önemli temel taşlarından biri olan BB Cream hakkındaki yazımı şurada bulabilirsiniz.

Bugün tekrar BB Cream'den bahsetmek istemiyorum. Daha lokal bir alandan bahsedeceğim. Yani göz makyajından. Zaten Türk kızının en sevdiği makyaj göz makyajıdır. Tabi düzgün yapabilenlerin sayısı bir hayli azdır. Bu oran semtten semte değişiklik gösterebildiği için özellikle Bebek, Bağdat Caddesi gibi muhitlerde gözlem yaparak kendinizi geliştirmeniz mümkün ya da kitle iletişim aygıtlarını kullanıp "Pazar Magazin" felan izleyebilirsiniz. Tercih sizin. :P



Neyse konumuza gelelim...
Öncelikle makyajla ilgili bilmemiz gereken genel bir kaide var. Makyaj sanatı yüzümüzdeki kusurları kapatıp kendimizi altın oran dediğimiz şeye yaklaştırma çabasıdır. Örneğin, dana gibi büyük gözlerimiz varsa bunları küçültmeli, bit kadar küçük gözlerimiz varsa da büyütmeliyiz. Yani "Büyük göz iyidir, güzeldir, yahşidir." deyip gözlerimizi boyayıp iyice büyütmek yanlış bir şey olur. Bu nedenle önce yüzümüzü tanımamız lazım. Mesela benim gözlerim gayet bit kadar olduğundan büyütmeye çalışıyorum. Altın oran konusunu biraz inceleyip yüzünüzdeki kusurları ve güzellikleri fark edin.


Peki gözlerimiz yüzümüze göre büyük mü yoksa küçük mü karar verdikten sonra ne yapacağız?
Gözlerimiz küçükse; gözün dış kısmını koyu renklerle vurgulayarak büyük göstermeliyiz. Gözümüzün büyüklüğü kadar şekli de önemli. Mesela gözleriniz çok çekikse yanlara doğru iyice çektirerek Japon'a dönmenin alemi yok. Bu durumda yuvarlaklaştırmak gerekir.
Bu konudaki bir diğer önemli konu da renk seçimi. Bu konuda da ten renginiz önem taşıyor. Mesela esmerseniz iyice koyu tonları ya da pembe, mavi gibi renkleri tüm makyajınızda tercih etmeyin. Bunun yerine kiremit, kızıl, kahve, bronz ya da altın tonları daha güzel duracaktır. Çok açık renk tene sahipseniz de pembe ve uçuk tonlar güzel duracaktır. Kumral iseniz şeftali, bakır tonları iyi gider. Bunun dışında aşırı sırıtmadığı müddetçe yakın renklerde farlarla kombineler yapabilirsiniz. Giysinize uygun bir far seçebilirsiniz ama bu aralar hiç moda değil. Giysinizle uyumlu fakat farklı renkte bir göz makyajı yapma modası hakim. Mesela siyah giyinirseniz sakın ola siyah makyaj yapmayın. Pembe veya mor tonlar olabilir ya da en yakın gri olabilir.


Şimdi nasıl boyanacağımız konusuna geldik. :D Bölgeleri gözünüzde canlandırmanız adına yukarıdaki resmi ekledim.
Öncelikle gözümüzün etrafını nemlendirdikten sonra bir baz sürüp aydınlatmalıyız. Özellikle göz altı torbalarından ya da göz altı morluklarından şikayetçiysek kapatıcı da uygulanabilir. Göz çevremizde bir sorun yoksa cildimizden bir-iki ton açık bir far da iş görür. Göz altları hassas bölgeler olduğundan çok ağır şeyler sürüp cildi yıpratmayın. Ayrıca bu bölgelere kaliteli ürünler kullanın. Farlarda bile kaliteli ürünler seçmenizi tavsiye ederim böylece toparlanma illetinden de kurtulmuş olursunuz. Gerçi en kaliteli far bile göz kapağında toplanıyor tecrübeyle sabit ama en azından biraz geç toplanır.
Göz çevremizi altından ve kaşa kadar uygun bir renkle aydınlattıktan sonra (Bu noktada Bülent Ersoy'a dönmemeye dikkat!) far sürüyoruz. Far paletinizde aynı rengin çeşitli tonlarını bulundurmanız çok iş görür. Çünkü gölgelendirme yapmak gerek.
Yukarıdaki resme göre, 6 nolu bölgeye tamamen ve gözünüzün burna yakın köşesine küçük bir nokta halinde beyaza yakın en açık ton farınızı sürüp o bölgeleri aydınlatın. Göz makyajındaki esas, tümsekleri aydınlatıp çukurları derinleştirmeye dayanır. 6 nolu bölgeye sürdüğünüz farı tüm kaş boyu uzatmayın çünkü gözleriniz ayrık görünür ve mongol görüntüsü oluşturabilirsiniz. Dikkat! Tümseği aşmayın!
1 nolu bölgeye orta tonda bir rengi iyice sürün. Gözleri çekikleştirmek istiyorsanız kaşın altında sivriltip göz köşesini uzatabilirsiniz. 2 nolu bölgeye bir ton koyu renk sürülebilir ya da tamamen zıt bir renkle değişik bir hava katabilirsiniz. Öyle de bırakabilirsiniz. Farınızın rengine göre karar verin. 3 nolu bölgede ister tamamen doldurarak, isterseniz göz yuvarının etrafında kalan çukur boyunca yan yatmış bir "V" şekli çizerek en koyu tonla çukur kısımları belirginleştirin. Aynı tonu gözü irileştirmek istiyorsak 4 nolu bölgeye yani gözün alt kısmına dıştan uygulayabilirsiniz. 5 nolu bölge ise gözümüzün alt kapağının iç kısmı. Burası önemli. Bu kısma beyaz kalem uygularsak gözümüz büyük, siyah göz kalemi uygularsak da gözümüz küçük görünür. Gözleriniz çok büyükse siyah, küçükse beyaz kalem çekebilirsiniz.
Bu şekilde far uyguladıktan sonra üst kirpik çizgisine eye-liner ya da kalem çekebilirsiniz. Daha düzgün çekebilmek için gözünüzü dış köşesinden parmağınızla çekin. Eye-liner gerçekten çok hoş duruyor ama çekebilene. Bana önceden İstanbul'u fethetmekten zor gelirdi ve yanaşmazdım. Kalem şeklinde satılanları kullanması çok daha kolay. Body Shop'tan bir adet fırçalı eye-liner aldım. Birkaç başarısız denemeden sonra adapte oldum ve çok sevdim. Eye-liner'dan vazgeçemiyorum artık. Korkmadan deneyin. Elbet alışırsınız.
Ve göz makyajının olmazsa olmazı rimeli muhakkak sürün. Ben maskara olarak Lancome'un Doll Eyes adındaki ürününü kullanıyorum, çok memnunum. Gözlerin hassas olduğu için hem alerji yapmıyor hem şahane uzatıyor. Gerçi 72 tl gibi tuzlu fiyatıyla el yakıyor ama bence değer. Bunun dışında kıvrık ve güzel fırçalı bir sürü rimel çeşidi var. Ama bulaşmayan ve kirpiklerinizi çok ağırlaştırmayan bir şey seçin yoksa gün içinde ağlamış görüntüsü çizebilir ya da göz kapaklarınızı açamayabilirsiniz. Kirpiklerinizin uzun görünmesi için maskarayı iki kat sürün. Daha kalın ve uzun görünür.
Kalem, maskara ya da eye-linerda, yaşınız 17-18 civarıysa ya da çok soluk tenliyseniz siyah yerine kahverengi tercih etmeniz daha doğal bir görüntüye sahip olmanızı sağlar.

Çok mu yazdım ne? :P Özetle böyle. Aklıma gelmeyen şeyler olabilir. Sorularınıza açığım. Anlattığım teknik en basit ve en bilinen tekniktir. Gerçi dediğim gibi bilmeyen ya da yanlış yapan çok kişi var maalesef. Kendimce biraz bilgi vermek istedim. Oral Hijyen'den sonraki ikinci bilgisel yazım oldu. Biraz yararlı olabilirsem ne mutlu. Biliyorum Türk kızları, Rus kızlarından çok daha güzeller. Sadece biraz bakımsızlar o kadar. :)


9 Kasım 2012 Cuma

Ü-Nİ-VER-SİTE-ciğim (?)


Eski anılarını yazan bloggerlara feci özenip ben de gereksiz tarihimden biraz bahsetmek istedim. Türkiye'de yaşayan işli ya da işsiz milyonlarca insan gibi ben de bir üniversite bitirdim. Girdiğim bir ton ortamda üniversite anılarından, dostluklarından falan söz açılınca suratımda hamam böceği görmüşcesine bir tiksinme ifadesi oluşur. Her ne kadar anama babama hesap vermemeden oluşan gereksiz bir özgürlüğün ve başına buyrukluğun tadını çıkarmış olsam da babamın sınıfta kalıp beni masrafa sokma laflarının motivasyonu eşliğinde it gibi derslere çalışmanın, 20 liralık öğrenci kostümü giyerek dolaşmanın, birbirinden berbat, salak, cins öğrencilere ve sayko hocalara maruz kalmanın güzel bir tarafı olduğunu düşünmüyorum.
Peki hangi üniversiteden mezun oldum? Türkiye'nin en prestijli üniversitelerinden birinden değil tabii ki. University of Dicle'den mezunum. Bu yazıyı okuyan Dicle'liler belki tepki gösterebilir çizdiğim berbat tablo karşısında benim sorunum tabii ki üniversitenin şahsına değildir. Bunu da belirtmek isterim. (Politik davranışlar)
Bilmeyenler için kısaca bahsedeyim, Dicle nehrine nazır güzide bir üniversitedir. Türkiye'de ilk kurulan üniversitelerden biri olmakla birlikte Türkiye'de ODTÜ'den sonraki en büyük kampüse sahiptir. Hey gidi hey!
Üniversiteye ilk başladığım gün dün gibi gözümün önüne geliyor. Kayıttan sonra koridorlarda ördek gibi dolaşmış sonra da hiç tanımadığım birine usulca sokulup "Merhaba" demiştim. Bu her okulda "Çöm, cik, civciv vb." gibi lakaplarla anılan ergenliğin bir üst versiyonu olan dönemden maalesef ben de geçtim. Sigara dumanından nefes alınmayan kantinlerde oturup pet bardakta çay içtim.


Şimdi durum nedir bilmiyorum ama o zamanlar "piyasa yapmak" diye bir deyim vardı. Dünyanın her yerindeki öğrenciler gibi çimlere büyükbaş hayvan gibi yayılınır veyahut kampüste volta atılarak kız ya da oğlanlar kesilirlerdi. Ben bu işi hiç yapamadım zira öyle yabancı dizilerdeki six packli amerikan futbolcularından bulunmuyordu bizim okulda, erkek profili daha ziyade İlyas Salman ve Kemal Sunal arasındaydı.


Tipsiz ve bir o kadar pasif erkeklerin yanı sıra gene tipsiz fakat diğerlerine göre bir miktar düzgün oluşlarından mütevellit kendilerini Casanova sanan bir kesim vardı ki bence bunlar daha da beterdi. Kolej hayatım boyunca mükemmel bir aşk hayatım olmadığından romantik bir üniversite aşkı yazamayacağım.

Bloga üniversiteye hazırlanan genç arkadaşlar uğrayabilir. Bu ne biçim üniversite hayatı falan deyip kötü etkilenmeyin ben bir kriter değilim. Başta dediğim gibi çoğu insan üniversite anılarından güzel bahseder sadece ben eğitim hayatı boyunca fazlaca şanssız ve pesimist idim. Gerçi pesimistliğim halen kısmen devam etmekte. :D Neticede bir üniversite okumanızı tavsiye ederim en azından donlarınızı yıkamayı öğrenip pisliğe direncinizi arttırırsınız. Çeşitli kazanımlar var yani. Resmen içim kıyıldı hatırlayınca. Boşuna yazmış olmamak adına yayınlayacağım yazıyı ama emin olun bir daha okumayacağım. @_@